CERİDE- İ MEHAKİM (1290)*
Numara: 28
Ramazan: 6 (Hicri Ay)
Sene: 1290
Pazartesi
Teşrinievvel Rumi: 15 (Rumi Ay)
Sene: 1289
Sahife: 377
{İşbu gazete beher hafta pazar ertesi günleri çıkar. Seneliği bir Osmanlı yüzlük altına ve} {beher nüshası şimdilik ikişer guruşa olarak her yerde satılır. Seneliğine müşteri olmak} {isteyenler Mekteb-i Sanayi Müdürlüğüne müracaat etmelidir.}
{Bu gazete her hafta pazartesi günleri yayımlanır. Yıllık abonelik bedeli bir yüzlük Osmanlı} {altınıdır; tek nüshası ise şimdilik her yerde ikişer kuruşa satılmaktadır. Yıllık abone olmak} {isteyenlerin Sanayi Mektebi Müdürlüğü'ne başvurması gerekmektedir.}
*Ceride-i Mehakim kayıtları üzerindeki bu çalışmanın en meşakkatli kısımlarından olan transkripsiyon sürecinde, metnin doğru anlamlandırılması ve aydınlatılması için bizzat sunduğu katkılar ve akademik yolculuğumdaki rehberliği için Sayın Hocam Prof. Dr. İrem Karakoç’a teşekkürü borç bilirim.
*Yüzyıllar geçse de değişmeyen kadim kederin izinde; Abdî’nin feryadını Narin’in sessizliğine mühürleyen ve zamanın dindiremediği o kanayan insanlık yarasının sızısında; hikâyeleri yarım kalan tüm çocukların aziz hatırasına...
Mahâkimât-ı Cezâiyye Dâiresi’nden virilen mazbata suretidir,
Biga sancağında vâki‘ Dimetoka nâhiyesine tâbi‘ Koru karyesi ahâlisinden vesele güruhundan olub, veled-i zinası olan bir buçuk yaşında ‘Abdî’yi dereye ilkâ ile itlâf iden Fâtıma nâm meczûbe ile bu husûsda âmir-i gayr-i mücbir olan zevci Zenci Mercan haklarında icrâ kılınan tedkîkâtı hâvî, Cezâir-i Bahr-i Sefîd Vilâyeti’nin Dîvân-ı Ahkâm-ı ‘Adliyye’ye vürûd iden 17 Cemâziyelevveli sene 90 târîhli ve kırk numaralı tahrîrâtı ile Dîvân-ı Temyîz’den musaddak Meclis-i Temyîz-i Livâ ve Meclis-i De‘âvî-i Kazâ’î mazbataları ve evrâk-ı istintâkıyye Mahâkimât-ı Cezâiyye Dâiresi’nde mütâla‘a kılındı
Evrak-ı merkūme meellerinde seksen tokuz senesi Şevval’inin yigirmi yedinci Salı günü merkūmān Mercan ve Fâtıma Koru karyesine giderler iken sabî-i mezburu Togan deresine ilka ile itlâf iyledikleri istihbar kılınması üzerine tedkikât-ı istintâkiyeye lede’l-ibtidâr mezbûre Fâtıma merkum Abdi’nin veled-i zinâ olması cihetiyle gitdikleri karyeler sekenesi kendilerini kabul itmediklerini ve zevci merkum Mercan’a senle geçinecegim bunu öldürelim dedigini ve yevm-i mezkûrede sabii merkum ve zevci sabıkından mütevellid diger oglu Mehmed ve zevc-i lâhıkî merkum Mercan berâber olarak karye-i mezbûreye azîmetle mezbûr dere kenârına muvâsalatlarında sabii merkūmun dereye düşdiğini ve zevci merkum çıkarmak murâd itmiş ise de hava yağmurlu olduğu cihetle muvaffak olamadığını ve karındaşı Mustafa sabii merkum içun kendisine bunu kuçağında gezdirme görmeyeyim dedigini ve ikinci istintakında mezkur dereye muvasalatlarında kendisi zevci merkūme hitaben diğer oğlu merkūm Mehmed’i alde karşu tarafa geç deyüb ol dahi Mehmed’i alarak dereden geçdiğinde kendisi sabii merkūmu suya ilka ile üzerine taş koyub amden gark ve itlaf itdiğini ve bu hareketi zevci merkum tarafından tahsin edildiğini takrir ve beyan ve zevci Mercan dahi sabii merkumun piç olmasından dolayı gitdikleri karyelerde kendileri kabul olunmadıklarından ve Temirci karyesinde sığınamayub kaynı merkūm Mustafa’nın hânesine avdetlerinde merkūm Mustafa mezbureye hitaben zevcin ile beraber sabii merkumu boğ diyü tenbih eylediginden oradan hareketle Koru karyesine giderler iken mezbûre sabii merkumı itlâf idecegini beyan ile diger oglu Mehmedle kendisini suyun öte tarafına gönderüb sabii merkumı suyun bervech(?) becermiş olduğunu serd ve îtyân idüb, kaynı Mustafa bu bâbda medhâl ve ma’lûmâtını külli inkâr etmiş ve merkum Mehmed dahi kendisini babalığı Mercan arkasına alub mezkûr derenin karşu tarafına keçdüklerini ve vâlidesi mezbûrenin sabii mezbûr ile gerûde kalub dereyi keçdükden sonra yanlarına gelerek çocuğu suya atarak taş ile basdırub boğduğunu hikâye eyledigini söylemiş olmasına nazaran mezkûr Fâtıma’nın merkum ‘Abdî’yi müte’ammiden itlâf eyledigi ve zevci Mercan’ın dahi katl-i mezkûre bi’z-zât müdahale ve muaveneti yoğise da Bu fiili mücbir ve mürevvic olduğundan amir-i gayr-ı mücbir sıfatında bulunduğu cihetle mezbûrenin Yüz Yetmişinci Madde-i Kanuniye mucibince i’dâmı lâzım gelir ise de muahharan merkūm Mehmed hulûl-ı ecel-i mev’ûd ile vefât iderek maktûl-i mezkûrun verâset-i kâtile-i mezbûre ile merkūm Mehmed’in karındaşı İlhan’a münhasır olub evlad ebeveynin i’dâmına rızâdâde olmayacağı beyanıyla mezbûrenin Yüz Yetmiş İkinci Madde-i Kanuniye hükmünce on beş ve zevci Mercan’ın dahi Yüz Seksen Dördüncü Madde-i Kanûniyenin fıkra-i ahiresi hükmüne tevfîkan üç sene müddetle kürege konulmalarına karar verilerek keyfiyet kendilerine tebliğ kılındığı iş’âr olunmuşdur
Medlûl-i iş’âra nazaran mezbûre Fâtıma’nın zevcinin inzimâm-ı reyiyle sâbī-i mezbûr-ı teaümden itlâf eyledigini ikisinin dahi vuku bulan ikrârını ve merkum Mehmed’in ihbarı ile tebeyyün eyledigini ve
zikrolunan Yüz Yetmişinci Madde-i Kanuniyede bir kimsenin ta’ammüden katil oldığı kanunen tahakkuk eyler ise kanunen i’dâmına hükm olunur ve Kırk Yedinci Madde-i Kanununda i’dâm cezâsının küreğe tebdili mutlaka irâde-i mahsûsa-i Cenâb-ı Padişâhî’ye menûtdur ve mezkûr Yüz Yetmiş İkinci Maddede dahi kısâs veya i’dâm cezalarından affolunan kâtil müebbede yâhud on beş seneden ekâl olmamak üzere muvakkatan kürege konulur ve sâlifü’z-zikr Yüz Seksen Dördüncü Madde-i Kanuniye fıkra-i âhıresinde dahi bu misillü âmir-i ğayr-i mücbir hakkında muvakkat kürek cezâsı hükm olunur deyu muharrer bulunduğuna binaen mezbûre Fâtıma’nın i’dâmdan afvıyle mezkûr Yüz Yetmiş İkinci Madde hükmüne tevfîkan ve tarih-i tevkifi olan seksan tokuz senesi Şevvâl’inin yigirmi yedinci günden i’tibâren husûsiyet-i hâline riâyet(en) bilâ teşhîr on beş sene müddetle nisâya mahsûs mahbusda tevkîf edilmesi İrâde-i Mekârim-i Âde-i Hazret-i Hilâfetpenâhîyye tevafuk ider ise ol vechile icrâ-yı iktizâsı ve merkūm Mercan’ın dahi fıkra-i mezbûre hükmüne tevfîkan ve târîh-i mezbûrdan i’tibâren emr-i teşhîri On Dokuzuncu Madde-i Kanuniyede münderic kaideye ba’de’t-tatbik üç sene müddetle mahalinde kürege konulması husûslarının Vilâyet-i müş’ârun ileyha emr ü iş’âr buyurulması tezkir olundu ol babda emr ü fermân-ı Hazret-i men-lehü’l-emr’indir
Ceza Mahkemeleri Dairesi'nde (Mahâkimât-ı Cezâiyye Dâiresi) verilen karar taslağının (mazbata) suretidir.
Biga sancağında bulunan Dimetoka nahiyesine (bucak) bağlı Koru(?) köyü halkından vesele güruhundan, gayrimeşru (evlilik dışı) çocuğu olan bir buçuk yaşındaki Abdî’yi dereye atarak öldüren Fatıma adlı akli dengesi bozuk kadın ile bu konuda zorlayıcı olmayan ancak emir veren kocası Zenci Mercan hakkında yürütülen soruşturmayı içeren, Akdeniz Adaları Vilayeti’nin Adalet Kararları Divanı’na gelen 17 Cemaziyülevvel sene 90 (1290) tarihli ve kırk numaralı yazısı ile Temyiz Divanı'nca onaylanmış Liva Temyiz Meclisi ve Kaza Dava Meclisi mazbataları ve sorgu evrakları Ceza Mahkemeleri Dairesi’nde mütalaa kılındı.
Evraklardan (evrakların özetlerinden) anlaşıldığı üzere: seksen dokuz senesi şevval ayının yirmi yedinci salı günü, adı geçenler Mercan ve Fatıma Koru köyüne giderlerken Abdi isimli çocuğu Doğan deresine atarak öldürdüklerinin (öldürerek ortadan kaldırdıkları) haberi alınması üzerine soruşturma başlatılmıştır. Fatıma’nın çocuğun gayrimeşru olması sebebiyle gittikleri köy halklarının kendilerini kabul etmediklerini, kocası Mercan’a “Seninle geçineceğim, bunu öldürelim.” dediğini ve Abdi, önceki kocasından olan diğer oğlu Mehmed ve şimdiki kocası Mercan ile beraber adı geçen köye doğru yola çıkarak dere kenarına ulaştıklarında çocuğun dereye düştüğünü, kocası çıkarmak istemiş ise de havanın yağmurlu olması sebebiyle başarılı olamadığı görülmüştür. Ayrıca kardeşi Mustafa’nın bu çocuk için kendisine “Bunu kucağında gezdirme, görmeyeyim!” demesinden; ikinci sorgusunda ise söz konusu dereye ulaştıklarında kendisinin kocasına hitaben diğer oğlu Mehmed’i kastederek alıp karşı tarafa geçmesini söylediğini, o Mehmed’i alarak dereden geçtiğinde kendisinin çocuğu suya atarak üzerine taş koyup kasten boğup öldürdüğünü, bu hareketinin kocası tarafından takdir edildiğini beyan etmesinden; kocası Mercan’ın da çocuğun piç olmasından dolayı gittikleri köylerde kendilerinin kabul edilmediklerinden ve Demirci köyünde boğmayıp kayınbiraderi Mustafa’nın evine döndüklerinde Mustafa’nın Fatıma’ya hitaben “Kocan ile beraber çocuğu boğ!” diye tembih ettiğinden hareketle Koru köyüne giderlerken kadının çocuğu öldüreceğini beyan ile diğer oğlu Mehmed ile kendisini suyun öte tarafına gönderip Abdi’yi suyun bir yerinde(?) öldürmüş olduğunu söylemiş, kayınbiraderi Mustafa bu konuda ilgisini ve bilgisini tamamen inkâr etmiştir. Mehmed’in de üvey babası Mercan’ın kendisini sırtına alıp derenin karşı tarafına geçirdiğini ve annesi Fatıma’nın çocukla geride kaldığını, dereyi geçtikten sonra ise yanlarına gelerek çocuğu
suya atarak taş ile bastırıp boğduğunu anlattığını söylemiş olmasına göre: Fatıma’nın Abdî’yi tasarlayarak öldürdüğü; kocası Mercan’ın da söz konusu cinayete bizzat müdahale ve yardımı olmadığı ancak bu fiilde teşvik ve nüfuzu bulunduğundan “emir veren ancak zorlayıcı olmayan” sıfatında olduğu anlaşılmıştır. Kadının 170. Kanun** maddesi gereğince idamının gerekli olduğu hâlde (olaydan) sonra Mehmed eceliyle vefat edince maktulün (Abdi) miras hakkı, katil Fatıma ile Mehmed’in diğer kardeşi İlhan’a kalması ve çocuğun (İlhan) ebeveyninin idamına razı olmayacağını beyanıyla, Fatıma’nın 172. Kanun maddesi hükmünce on beş ve kocası Mercan’ın da 184. Kanun maddesinin son fıkrası hükmüne uygun olarak üç sene müddetle küreğe konulmalarına karar verilerek durum kendilerine tebliğ edilmiştir.
Delalet getirilen bildirime Fatıma’nın kocasının görüşünün de eklenmesiyle bahsi geçen çocuğu kasten öldürdüğünü ikisinin de itiraf (tasdik) ettiği, Mehmed’in ihbarı ile tamamen ortaya çıkmıştır. Zikredilen 170. kanun maddesinde bir kimsenin tasarlayarak öldürüldüğü kanunen ispat olunur ise kanunen idamına hükmolunur ve 47. kanun maddesinde idam cezasının küreğe dönüştürülmesi mutlaka Padişah Hazretlerinin özel iradesine bağlıdır. 172. maddede de kısas veya idam cezalarından affedilen katilin ömür boyu yahut en az on beş sene süreyle küreğe konulur ve 184. kanun maddesinin son fıkrasında da bu gibi “emir veren ancak zorlayıcı olmayan” hakkında geçici kürek cezası hükmolunur şeklinde tahrir edilmesine (yazılı bulunmasına) dayanarak:
Fatıma’nın idamdan affıyla, 172. Madde hükmüne uygun olarak ve tutuklanma tarihi olan seksen dokuz senesi şevvalinin yirmi yedinci gününden itibaren, hâlinin özelliğine dikkat edilerek, ilan edilmeksizin on beş sene müddetle kadınlara mahsus hapishanede tutulması İyilikleri Adetleşmiş Halifelik Makamı Hazretlerinin iradesine uygun düşer ise sayılan sebeplerle gereğinin yerine getirilmesi ve Mercan’ın da söz konusu fıkra hükmüne uygun olarak aynı tarihten itibaren, ilan emrinin 19. kanun maddesinde geçen kural uygulandıktan sonra üç sene müddetle bulunduğu yerde küreğe konulması hususlarının ilgili vilayete resmi yazı ile bildirilmesi ve emredilmesi kararlaştırıldı. Bundan sonrası emretme yetkisine sahip olan Hazretin emir ve fermanıdır.
**Karar boyunca bahsedilen kanun 1858 tarihli Ceza Kanunnâme-i Hümâyûn (Kanunnâme-i Ceza) olup söz edilen maddeler ilgili açıklamalarla birlikte çalışmanın sonuna eklenmiştir.
7. Mehmed Salâhi Bey’in Kamûs-ı Osmânî’sine göre: hulûl, gelüb çatmak; ecel-i mev’ûd ise ,ecel-i müssemâ ile beraber, “terkibar-ı tabii olarak gelen (kendiliğinden gelen) ecel dimekdür” şeklinde tanımlanmıştır. Bu çalışmada ilgili tamlamanın bütünü ,yine yorumlanarak, eceliyle olarak kullanılmıştır.
8. Müebbet olmayan manasında kullanılmıştır.
9. Birebir tercümesi pek anlamlı olmasa da padişaha yönelik İrâde-i Mekârim-i Âde-i Hazret-i Hilâfetpenâhîyye şeklindeki övgü tamlaması.
CEZANIN TESPİT VE TERTİBİNDE BAŞVURULMUŞ CEZA KANUNNÂME-İ HÜMÂYÛN MADDELERİ
170. Madde:
Bir kimsenin taammüden kâtil oldığı kanunen tahakkuk eyler ise kanunen idamına hükmolunur.
Bir kimsenin (bir başkasını) tasarlayarak öldürdüğünün yasal olarak kesinleşmesi hâlinde kanun uyarınca idamına karar verilir.
172. Madde:
Kısas ya(veya) idam cezalarından afvolunan kâtil müebbeden yahud on beş seneden ekâl olmamak üzere muvakkaten kürek cezasına konulur.
Kısas veya idam cezalarından (hak sahiplerinin vazgeçmesi vb. sebeplerle) affolunan kişi müebbet veya en az on beş sene süreyle kürek cezasına mahkûm edilir.
184. Madde:
Bir kimse amir-i mücbirin emriyle bir şahsı şahsı katl etse katil cezası amiri hakkında icra olunur
Amir-i mücbir memuru emrine muhalefet itdüğü takdirce itlafa muktedir olan kimse dimekdür bundan ma’ada suretlerde memur olan kimse mazur olmayub katl cezası anın hakkında icra kılınur ve bu misillü amir-i gayr-ı mücbir hakkında dahi muvakkaten kürek cezası hükmolunur.
Bir kimse cebrî (zorlayıcı) amirin emriyle birini öldürürse katil cezası amire verilir.
Cebrî amir; emir verdiği kişi, emrine aykırı davrandığı takdirde onu öldürmeye gücü yeten kişi demektir. Bundan başka hâllerde emir alan kimse mazur sayılmayıp (mazeret sahibi görülmeyip) öldürme cezası onun hakkında uygulanır ve bunun gibi cebrî amirler hakkında da süreli kürek cezasına hükmolunur.
47. Madde:
İdam cezasının küreğe ve kürek cezasının kalebendliğe ve müebbed kalebendliğin nefyi ebed muvakkat kalebendliği ile habsin nefyi muvakkate tebdili mutlaka irade-i mahsusa-i padişahiye menutdur.
Ve bu vech-i muharrerâd-ı seniyye-i mahsusa olmadıkca ve kanunnamede serahat bulunmadıkca bir vechle bir cezanın afvı veyahut tebdil ve tahfifi caiz değildir.
İdam cezasının kürek cezasına, kürek cezasının kalebentliğe, müebbet kalebentliğin geri dönmemek üzere kalebentliğe ve hapsin süreli sürgüne dönüştürülmesi kesinlikle padişahın özel iradesine bağlıdır.
Ve yukarıda yazılı çok mühim özel sebepler olmadıkça ve kanunnamede açık hüküm bulunmadıkça (herhangi) bir sebeple bir cezanın affı veyahut değişiklik ve hafifletilmesi caiz(mümkün) değildir.
10. Osmanlı hukukunda suçluların belirli bir kale sınırları içinde hapsedilmesi ve kale dışına çıkmalarının yasaklanması esasına dayanan, ağır sürgün ve hapis cezasıdır.
19. Madde:***
Kürek ayaklarında temir olduğı hâlde hidemat-ı şakkada kullanılmakdır kürek cezasına müstehak olan şahıs hakkında teşhir usulü dahi icra olunır şu ile ki cezayı hükmeden divanın mazbatasının bir hülasası gayet kalın huruf ile yazılub mücazat olunacak şahıs bulunduğu şehirde bir meydana veya memer-i nas olan bir mahale götürülüb işbu hülasa göğsüne konularak iki saat orada tevkif ve halka arâe olundukdan sonra ayaklarına temir konularak mahal-i mücazatına gönderilir on sekiz yaşından aşağı olan ve yetmiş yaşından ziyade bulunan ashab-ı cinayet işbu teşhir kaidesinden muaf tutulur
Kürek (cezası); ayaklara demir(zincir) vurulmuş hâlde, ağır/ yorucu işlerde kullanılmaktır. Kürek cezasına çarptırılan şahıs hakkında teşhir usulü de uygulanır. Şöyle ki cezaya hükmeden divanın kararnamesinin özeti çok kalın harflerle yazılıp ceza verilecek şahsın bulunduğu şehirde bir meydana veya herkesin göreceği (işlek) bir yola götürülüp bu özet göğsüne konularak iki saat orada bekletilir ve halka gösterildikten sonra ayaklarına zincir vurularak cezasını ekeceği yere gönderilir. On sekiz yaşından küçük ve yetmiş yaşından büyük olan cinayet failleri bu teşhir uygulamasından muaf tutulur.
***Olayda bulunan katil Fatıma’ya bu hüküm, yaş küçüklüğü/büyüklüğü hâlinden dolayı değil akıl yoksunluğundan dolayı kıyasen uygulanmıştır.
11. Bir hükümlüyü ceza olarak halka gösterme
Osmanlıcadan Günümüz Türkçesine Transkripsiyon ve Aktarım: Deniz SONAY
